Anasayfa / Doğa / DEPREM GERÇEĞİ VE TOPLANMA YERİ YALANI

DEPREM GERÇEĞİ VE TOPLANMA YERİ YALANI

Kentsel yerleşmeleri afetlere karşı kırılgan kılan en önemli hususlardan biri de, yerleşik alan içerisinde doluluk-boşluk dengesinin yitirilmiş ve yoğun yapılaşmış alanlar içerisinde kentsel boşlukların oranlarının azalmış olmasıdır. Oysa kentsel mekanda bulunan boşluklar, afet yönetiminin toplanma, tahliye, acil yardım ve çadır alanlarının oluşturulması gibi mekansal gereksinimlerini karşılamaya yönelik pek çok işleve hizmet edebilecek niteliktedir.

Kentsel mekanda yer alan boşluklar (açık ve yeşil alanlar, meydanlar, kamu kurum alanlarının bahçeleri vb. sosyal altyapı alanları), acil kurtarma, müdahale, yardım gibi desteklerin kentliye afet durumunda verilebilmesi için gerekli olan potansiyel toplanma alanlarını oluşturmaktadır. Ancak her kentsel boşluk, büyüklük, erişilebilirlik vb. özelliklerinden ötürü uygun toplanma alanı niteliği taşımayabilir.

Bu çalışmanın amacı, halkın toplanma alanlarına ilişkin değişkenlerin özelliklerini ve etkilerini belirlemeyi ve tanımlamayı kapsamaktadır. Halkın toplanma alanlarının belirlenmesinde o alanın konumu, büyüklüğü, mekânsal dağılımı, kapasite, fiziksel ve doğal özellikleri, uygulama, yönetim ve plan kararları ile ilgili çeşitli nitelikleri önemli rol oynamaktadır. Sonuç olarak bu çalışmayla, belirlenen değişkenler çerçevesinde uygun toplanma alanlarının belirlenmesinde dikkat edilmesi gereken nitelikler ortaya konulacaktır.

4.Uluslararası Deprem Mühendisliği ve Sismoloji Konferansı 11-13 Ekim 2017 – ANADOLU ÜNİVERSİTESİ – ESKİŞEHİR

1.GİRİŞ

Kentlerimiz, afet olgusunun bugüne kadar gelişen planlama pratiği ve ona eşlik eden mevzuat içerisinde kendisine yeterince yer bulamamış olması çerçevesinde oldukça büyük risklerle karşı karşıya gelmiştir. Mevcut sorunların, her ne kadar son dönemde yaşanan ve büyük yıkım ve kayıplarla sonuçlanmış depremlerin acı bilançoları karşımızda duruyor olsa da, beklenen düzeyde ve riskleri azaltmaya yönelik stratejiler aracılığıyla çözümlenmeleri mümkün olamamıştır. Kaldı ki, afet olaylarına karşı toplumsal ve mekansal kırılganlığı azaltarak kentsel dirençliği artırmak amacı, özellikle 1990 sonrasında dünya gündeminde de önemli bir yer tutmaya başlamıştır. Bu nedenle bugün çok sayıda kuramsal ve akademik çalışma, hem riskleri tanımlamayı hem de çözüm önerileri geliştirmeyi amaçlamakta ve pek çok platformda bu konuyu temel tartışma konusu haline getirmektedir.

 

Elbette konunun ele alınması gereken çok farklı boyutları vardır. Nitekim 2002 tarihli Türkiye Ulusal Deprem Konseyinin “Deprem Zararlarını Azaltma Ulusal Stratejisi” raporunda bu durum, ulusal ölçekte kurgulanan herhangi bir deprem politikasının “Afet Zararlarını Azaltma Sistemi” ve “Afet Müdahale Sistemi” olmak üzere iki ayrı bileşen ile ifade bulmuştur. Raporda, “Deprem Zararlarını En Aza İndirmek” için “risk yönetimi ve sakınım planlaması” çalışmalarına ağırlık verilmesi gerekliliğine vurgu yapılırken, deprem tehlikesini ve kentsel kusurları belirleyecek araştırmalara olan ihtiyaca da dikkat çekilmiştir. Bu belirlemeler kuşkusuz Afet Yönetimini bir üst başlık haline getirmekte ve farklı disiplinlerin afet yönetimi ile ilgili kendi uzmanlık alanlarından gerçekleşecek katkılarının risk azaltma çalışmaları bağlamında çeşitlenebileceğini göstermektedir. Nitekim kent planlama açısından ele alındığında, olası afet zararlarının azaltılması bağlamında afet öncesi, esnası ve sonrası için mekan organizasyonu temelli yaklaşımların geliştirilmesi ve bu kapsamdaki uygulamaların yapılması ile ilgili bir kapsam yaratıldığı ve afet yönetimine bu doğrultuda katkı sağlandığı görülmektedir. Ancak “Mekan Organizasyonu” olarak ele alınacak bu alan da geniş kapsamlı açılımlara sahiptir ki, burada topyekûn bir kentin afet risklerine karşı sakınım temelli planlanması ve mevcut kentsel sorunlar içerisinde kentlerde can ve mal kayıplarını en aza indirmeyi sağlayacak önlemlerin geliştirilmesi olarak tanımlanabilecek iki önemli çalışma alanını karşımıza getirmektedir.

 

Bu iki alanı dikkate alan planlama stratejilerinin yapılandırılmasında ise,  afet öncesi, esnası ve sonrası olarak üç aşamalı bir belirlemenin yapılması gerekmektedir. Bu kapsamda, kentlerimizde karşılaşılabilecek doğal afetlere ilişkin, afet öncesinde acil kurtarma ve yardım için hazırlıkların etkin bir biçimde yapılmasını sağlamaya, afet esnasında kentlilerin toplanma ve afet sonrasında da geçici barınma ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik stratejilerin üretilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.  Ne var ki, bu noktada ülkemiz kentleri açısından var olan en temel problem, sağlıksız gelişme eğilimleri ile yapılaşmış kentlerde söz konusu stratejileri ve gereksinim duyulan mekan organizasyonunu destekleyecek bir yapılanmanın mevcut olmayışıdır. Kentlerimiz inşaat piyasasının yarattığı sonuçlar çerçevesinde böyle bir yapılanmanın temel bileşeni olabilecek kentsel boşluklar açısından sorunlu bir konum elde etmiştir. Doluluk- boşluk dengesini yitirmiş yoğun ve sorunlu kentsel alanların olası risklere karşı hazır hale getirilmesi de bu nedenle güçleşmiştir.  Oysa kentlerde boşluklar, afet yönetiminin toplanma, tahliye, acil yardım ve çadır alanlarının oluşturulması gibi mekansal gereksinimlerine hizmet edebilecek potansiyel alanlardır. Bu kapsamda dünyadaki uygulamalarda ve Türkiye’deki afet müdahale planlarında açık ve yeşil alanlar, spor alanları, meydan, yollar, pazaryeri, açık alana sahip eğitim, sağlık ve resmi kurum alanları gibi kamusal niteliğe sahip kentsel boşlukların toplanma alanı olarak belirlendiği bilinmektedir.

 

Pek çok hayati işlevi üstlenme kapasitesine sahip olan söz konusu arazi kullanımların yerseçimi ve planlanma biçimi son derece önemlidir. Bu noktada söz konusu alanların varlığı kadar büyüklükleri ve kullanılabilirlikleri de kritik bir önem kazanmaktadır. Diğer yandan söz konusu alanların birbirleri ile afet odaklı bir ağ sistemi yaratacak biçimde ilişkilendirilmesi ve bu sistemin bir kent planlama çalışmasının altlığı haline getirilmesi gerekliliği de dikkate alınmak durumundadır. Böyle bir çalışma açık ve yeşil alanların, sosyal altyapı alanlarının afet durumunda kullanılabilirlikleri ve yeterlilikleri temelindeki sorgulamaları ve bu sorgulamalara bağlı olarak imar planlarında arazi kullanım örüntülerine (yer seçimi, yoğunluk, büyüklük, fonksiyonlar arası ilişki, mekansal dağılım, vb.) ilişkin yönlendirici bir kapsamı ortaya koymaktadır. Kaldı ki böyle bir kapsam “sakınım planlaması” çalışmaları açısından da bir gerekliliktir.

Sakınım planlaması çalışmaları, hangi düzeyde olursa olsun, afet tehlikesi ve riskinin belirlenmesiyle bunlardan kaçınılması, etkilerinin önlenmesi veya en aza indirilmesi, kaçınılmaz kayıpların tazmini için tedbir alınması faaliyetlerini içeriyor olmakla birlikte, bugün gelinen aşamada henüz kentlerde halkın toplanma alanı olarak kullanılabilecek sosyal altyapı alanlarının yeterli büyüklük ve dağılım ile yapılandırılmasını sağlayacak bir kapsam geliştirilememiştir. Bugün afetle bağlantı kurarak kentlerdeki imar faaliyetlerini yönlendiren ve “kentsel dönüşüm” olarak kavramsallaştırılan imar uygulamaları içerisinde de bu açıdan bir duyarlılık var olup olmadığı tartışmalı bir konudur. Zira salt yapı iyileşmesine odaklanan “6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” kapsamındaki uygulamalar, yarattıkları çevrenin niteliklerini afet temelinde değerlendirebilecek açılımlar içermekten uzak olup, ortaya çıkardıkları yoğun yerleşme alanları ile, toplanma alanları açısından gereksinmeyi daha da arttırmışlardır.

 

Dolayısıyla halkın toplanma alanı olarak kullanabileceği alanların yaratılmasına aracılık edecek mekansal stratejilerin net ve açık biçimde tanımlanmasına ve böyle bir tanımlamanın afet yönetimi, imar mevzuatı ve farklı kademelerdeki plan belgelerine aktarılmasını sağlayacak girişimlere ihtiyaç bulunmaktadır. Bugün Afet Müdahale Planları üzerinde izlenen tahsislerin ya da kentsel alanlarda tabelalar aracılığıyla görünür hale getirilmiş olan belirlemelerin hem nicelik hem de nitelikleri açısından büyük yetersizlikler içerdiği bilinmektedir. Bu çalışma da böyle bir noktadan hareketle toplanma alanlarına ilişkin değerlendirmeler yapmayı ve bir arazi parçasının toplanma alanı olarak tanımlanabilmesinde belirleyici olması gereken değişkenlerin özelliklerini ve etkilerini tartışmaya açmayı amaçlamaktadır. Toplanma alanlarının belirlenmesinde önemli rol oynayan değişkenler, konum, büyüklük, mekânsal dağılım, kapasite, fiziksel ve doğal özellikler temelinde ve uygulama, yönetim ve plan kararları ile ilişkili olarak ortaya konulmaya çalışılmaktadır.

 

  1. AFET VE ACİL DURUMLARDA TOPLANMA ALANLARI

 

Toplanma alanları, afet sonrasında insanlara kendilerini güvende hissedebilecekleri bir alanda bulunmaları, yaşadıkları büyük şoku atlatabilmeleri, yakınları ile biraraya gelebilmeleri ya da haberleşebilmelerine imkan yaratan hayati öneme sahip alanlardır. Afet gerçekleştikten sonraki ilk 12 – 24 saatlik zaman dilimi, afete maruz kalan insanların ihtiyaç duyacağı güvenli toplanma alanlarına erişimi, sağlıklı bilgiye ulaşımı, yerel düzeydeki yetkililerin bilgilendirme yapması, olası kargaşaların önüne geçilmesi bakımından en fazla öneme sahip olan zaman dilimidir (Maral vd., 2015). Diğer yandan söz konusu alanlar ilerleyen aşamalarda geçici olarak barınmanın sağlanması, ilk yardım ve tüm diğer yardım hizmetlerinin dağıtımı için önemli olup, gündelik hayatın akışına olabildiği ölçüde hızlı dönebilmesi için de bazı imkanlar sağlar.  Bu nedenle, kentsel alanlarda olası bir afet durumuna karşı toplanma alanlarının konumlarının stratejik olarak planlanması, varsa eksikliklerin giderilmesi gerekmektedir. Var olan eksikliğin giderilmesi için kentlerde toplanma alanı olarak kullanılabilecek potansiyel alanların belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.

 

1997 yılında uluslararası ölçekte çeşitli sivil toplum örgütleri afet sonrası yaşam koşullarına ilişkin iki temel prensip geliştirmiştir: (1) Afetzedeler gerekli yardım ve destekleri mevcut koşulları gereği hak eder, (2) insanların afete maruz kalması halinde gerekli tüm önlemler alınmalıdır. Dolayısıyla kentlerde afete maruz kalan insanların ihtiyacı olabilecek toplanma alanlarının belirlenmesi ve varsa eksikliklerin giderilmesi son derece önemlidir. Ancak kuramsal ve akademik çalışmalar referans alınarak yapılan araştırmalar göstermiştir ki, bu yönde bugüne dek ortaya konmuş net tanımlamalar ve kriterler bulunmamaktadır. Çalışmalar daha çok konunun önemine dikkat çeken bir içeriktedir.

 

Nitekim, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2010 yılında hazırlanan Bütünleşik Kentsel Gelişme Stratejisi ve Eylem Planında (KENTGES) (2010-2023), “afet ve yerleşme risklerini azaltmak” hedeflerden biri olarak belirlenmiş ve bu kapsamda, afetlerle etkin müdahale için acil durum haberleşme altyapısının güçlendirilmesi, tahliye koridorları, toplanma, geçici barınma, afet destek merkezleri ve acil durum tesisleri gibi tesislerin organizasyon ve uygulamalarının sağlanması gerekliliği üzerinde durulmuştur. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından 2011 yılında hazırlanan “Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı 2012-2023” başlıklı raporda, depremlerin neden olabilecekleri fiziksel, ekonomik, sosyal, çevresel ve politik zarar ve kayıpları önlemek, etkilerini ve deprem riskini azaltmak ve depreme dirençli,güvenli, hazırlıklı ve sürdürülebilir yeni yaşam çevrelerinin oluşturulması, acil durumlarda kullanılacak sağlık tesisleri ve sosyal donatıların belirlenmesi, tahliye koridoru, toplanma ve geçici barınma alanları ve acil durumda kullanılacak tesislerin tanımlarının yapılması, standartlarının belirlenmesi, ulaşım, geçici barınma ve lojistik gibi fonksiyonların bütün olarak ele alınması ile ilgili çalışmaların yapılması gerekliliği ifade edilmiştir.

 

Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) işbirliği ile hazırlanan 2002 tarihli “Türkiye Cumhuriyeti İstanbul İli Sismik Mikro-Bölgeleme Dahil Afet Önleme/Azaltma Temel Planı Çalışması” raporunda getirilen öneriler kapsamında, güvenli tahliye için parkların ve açık alanların önemi vurgulanmış ve yerel tahliye alanı olarak parkların ve açık alanların yeterliliğini değerlendirmek üzere, bu alanların mevcudiyeti mahallelerin nüfus verileri ile ilişkilendirilmiştir. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Afetlere Hazırlık ve Kentsel Risk Yönetimi Komisyonu tarafından farklı meslek alanlarından uzmanların katılımı ile 2009 yılında gerçekleştirilen Kentleşme Şurası “Afetlere Hazırlık ve Kentsel Risk Yönetimi Komisyonu” çalışmaları sonucunda hazırladığı raporunda; “Yerleşim alanlarında yeterli tahliye alanlarının, yeşil alanların bulunmaması” zayıf yön, “Afet sonrası tahliye amaçlı kullanılacak boş ve yeşil alanların imara açılması” tehdit olarak ifade edilmiştir. Daha sonra, sorun alanları, strateji seçenekleri ve mevzuat düzenlemesi, uygulama araçları, kentsel yatırımlar, proje kurgusu, kurumsal yapılanma, mekansal etkileşim ve diğer tedbirler çerçevesinde eylem programı ortaya konulmuş, ancak Açık ve Yeşil Alanlara ilişkin strateji ve eylem geliştirilememiştir.

 

Diğer yandan kentsel mekanın biçimlenişine etki eden mevzuat açısından da zaten beklenen içerik yaratılamamıştır. Bugün imar planlarını ve dolayısıyla kentlerin biçimlenmesinde etkili planlama mevzuatı ele alındığında; 14.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin “Mekansal Kullanım Tanımları ve Esasları” başlıklı 5. Maddesinin (i) bendinde Sosyal Altyapı Alanları: “Birey ve toplumun kültürel, sosyal ve rekreatif ihtiyaçlarının karşılanması ve sağlıklı bir çevre ile yaşam kalitelerinin artırılmasına yönelik kamu veya özel sektör tarafından yapılan eğitim, sağlık, dini, kültürel ve idari tesisler, açık ve kapalı spor tesisleri ile park, çocuk bahçesi, oyun alanı, meydan, rekreasyon alanı gibi açık ve yeşil alanlara verilen genel isimdir” şeklinde tanımlanmıştır. Söz konusu tanımlama afet yönetimi çerçevesinde halkın toplanması amacıyla aktif olarak kullanılabilecek kentsel alanların bu yönetmelikte yer aldığı şekliyle “Sosyal Altyapı Alanları” arasından yapılacak  değerlendirmelerle elde edilebileceğini göstermektedir. O halde herhangi bir kentteki sosyal altyapı alanlarının varlığının ve yerseçiminin afet amaçlı kullanımına yönelik niteliğinin saptanması ve böylelikle belirlenen yetersizliklerin veya eksikliklerin giderilmesi, afetlere karşı kentsel mekanın dirençliliğinin arttırılması amacında büyük önem taşımaktadır. Bugün geçerli kent planlama stratejilerinde ilgili sosyal altyapı alanlarının büyüklük ve dağılım ilişkilerinin belirlenmesinde 3194 sayılı İmar Kanunu’nun öngördüğü standartlar doğrultusunda işlem yapıldığı ve henüz bu alanlara ilişkin standartların afet odaklı bir içerikle yapılandırılmadığı ise açıktır. Bu çerçevede kent planlama stratejilerinin söz konusu afet odaklı eksikliklerin giderilmesi amacıyla yeniden yapılandırılması yönündeki çalışmalara öncelikle ihtiyaç bulunmaktadır. Bu gereksinimi karşılamaya yönelik atılması gereken önemli adımlardan biri de afet ve acil durumlar sonrasında halkın toplanma alanı olarak kullanılabilme potansiyeline sahip sosyal altyapı alanlarına ilişkin kriterlerinin belirlenmesi ve değerlendirme yönteminin oluşturulmasıdır.

 

Sosyal altyapı alanları içerisinde afet odaklı stratejiler açısından öne çıkan arazi kullanım biçimi ise açık ve yeşil alanlardır. Kentlerin topyekün bir yeşil ağ sistemi ile bütünleşik olarak yapılandırılması gerekliliği düşünüldüğünde, sağlıklı bir açık ve yeşil alan planlaması yapılmış kentlerde afet riskleri bağlamında da daha sağlıklı ve tutarlı bir altyapının elde edilmiş olacağı kabul edilmelidir. Kaldı ki yeşil ağ sisteminin tüm kentsel donatılar ve hatta ulaşım altyapısıyla entegre bir biçimde ve erişilebilirlik, kademelenme ve süreklilik ilkeleri gözetilerek planlanması beklenen bir durumdur. Bu yönde gelişecek başarılı yaklaşımların kentlerde afet riskleri ile ilgili pek çok sorunu çözebilme potansiyeli bulunduğu açıktır.

 

Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğinin tanımlar bölümünde, yeşil alan kavramı “Toplumun yararlanması için ayrılan oyun bahçesi, çocuk bahçesi, dinlenme, gezinti, piknik, eğlence, rekreasyon ve kıyı alanları toplamı” olarak ifade edilmektedir. Yine aynı tanımlamada “interpol ölçekteki fuar, botanik ve hayvanat bahçeleri ve bölgesel parklar da yeşil alan kapsamındadır” denilmektedir. Açık ve yeşil alan olarak tarif edilen alanlar ise, mimari yapı ve ulaşım alanları dışında kalan, herhangi bir rekreasyon kullanımı için uygun potansiyel taşıyan açık alanlar ile üzeri bitkisel elemanlar ile kaplı veya kombine edilmiş yüzeyler olarak tanımlanmaktadır. Bu nitelikleri ile açık ve yeşil alanların afet durumunda ortaya çıkabilecek sorun ve risklerin giderilmesinde etkin olarak kullanılabilecek bir arazi kullanımı türü olarak önemli bir potansiyel oluşturdukları görülebilmektedir. Ne var ki böyle bir potansiyelin ancak mevzuatın tanımladığı içeriği doğru yönlendiren bir planlama çalışması içerisinde yaratılabileceği de dikkate alınmak durumundadır.

 

Dağılım ve ilişkiler açısından mevzuatta yer almayan afet odaklı içerik aynı şekilde büyüklük ve standartlar  açısından da büyük bir eksiklik yaratmaktadır. Nitekim, imar planlaması ile ilgili mevzuatta açık ve yeşil alanlara aktivite temelli bir bakış açısıyla (çocuk oyun alanı, dinlenim alanı, spor alanı gibi) sınırlı bir perspektiften bakılmakta, sadece kişi başına 10 m² standardına vurgu yapılarak bu alanların risk azaltma politikaları kapsamındaki önemi göz ardı edilmektedir. Böyle bir standardın farklı kademedeki yeşil alanlar açısından nasıl içeriklendirilmesi gerektiğine yönelik tanımlamalar ise zaten mevzuatta bulunmamaktadır. Tüm mekânsal organizasyonların temeli olduğu kabul edilen mevzuatta böyle bir içeriğin bulunmaması bugün afet stratejilerinin ve afet müdahale planlarının geçerlilik kazanamamasının temel sebeplerinden biridir ve öngörülerin hayata geçebilmesinde önemli bir yasal belge olan imar planlarının, afet müdahale planları ile eşgüdüm içerisinde varlık gösterebilmesi açısından  mevzuattaki içeriğin yeniden yapılandırılması büyük önem taşımaktadır.

 

  1. TOPLANMA ALANLARININ KULLANILABİLİRLİĞİNİ BELİRLEYEN KRİTERLER

 

Bugün kentler için oluşturulan afet müdahale planlarında toplanma alanları açısından önemli eksiklikler olduğu görülmektedir. Söz konusu eksiklikler öncelikle söz konusu alanların kapasiteleri ve dağılım ilişkileri açısından ortaya çıkmaktadır. Diğer yandan, büyük yetersizlikler içeren kentlerde tahsisi yapılmış alanların da, her biri her ne kadar var olan koşullar için de önemli bir konum elde ediyor olsalar da, kullanılabilirlikleri açısından değerlendirildiğinde esasen beklenen ihtiyaca cevap vermekten uzak oldukları anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kentler bugün afet müdahale planlarında izlenenden daha büyük bir yetersizlik içerisindedir ve böyle bir yetersizliğin belirlemelere ilişkin kriterin sorgulanmasıyla ortaya konabilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

 

Yerel yönetimler ve idarelerce geçerli ve sağlıklı kriterlerden çok var olanı kullanma pratikleri içerisinde belirledikleri toplanma alanlarının yaşayan tüm halk için erişilebilir olmaması günümüzde en önemli sorundur. Yerleşme deseni içerisinde rastlantısal ve adil olmayan bir dağılım biçimi olası can ve mal kayıpları açısından kritik koşulları gözler önüne sermektedir. Ülkemizde geçmiş yıllarda meydana gelen afetlerden edinilen deneyimler, mevcut kurgu içerisinde kentlerin bazı bölgelerinin daha kırılgan bir hale geldiğini göstermiştir. Yoğun ve sağlıksız yapılaşmış çevreler, boşluktan yoksun alanlar kentlerde en dezavantajlı alanlardır ve bu tür alanlarda afet sonrasındaki arama kurtarma ya da ilk yardım hizmetlerini ulaştırma konularında da sıkıntılar yaşanmaktadır.

Niteliksel ve niceliksel olarak tüm hizmetlerin vatandaşlara hızlı ve kolay biçimde ulaşabilmesi için büyüklük kriteri hayatidir ve genellikle 100 m2’nin altındaki alanların kullanılabilirliği kabul edilmemektedir. Bununla birlikte büyüklük açısından farklı eşiklerin tanımlandığı çokça araştırmada izlenmektedir. Buna göre yer yer ideal bir toplanma alanının 5000 m2 olduğu ya da küçük alanlar yerine 50.000 m2’lik büyük ve tekil alanların planlanması gerektiği üzerine farklı görüşlerin geliştirilmiş olduğu izlenmektedir.

Kentsel alanlarda afet esnasında ve sonrasında toplanma alanlarının yer seçimi aşamasında, bu alanlara afetzedelerin en kısa sürede ve güvenli biçimde nasıl ulaşabileceği, toplanma alanı olarak belirlenen alanların ulaşım odaklarına (ana yollar, havalimanları, garlar, limanlar) yakın konumda olup olmadığı, afetin meydana geldiği bölgeden toplanma alanlarına erişim olanaklarının etkin ve verimli olup olmadığı gibi sorularına mutlaka yanıt bulunmalıdır (Buldurur ve Kurucu, 2015; UDAP Proje Raporu, 2017). Olası bir afet esnasında ve sonrasında ulaşım olanakları afet yönetiminde önemli bir rol alacağı için, afetlere karşı kentlerde yapılmakta olan her türlü hazırlığın özellikle ulaşım odaklı olması gerekmektedir. Afetzedelerin ihtiyaç duyabileceği her türlü malzememinin gerekli bölgelere temin edilmesi konusunda ulaşım güzergahları ana işlev görmektedir. Bu nedenle ulaşım ve erişilebilirliğe ilişkin çıkabilecek olası sorunların çözümü için mevcut yol güzergahlarının geçerliliği ve afet esnasındaki güvenirliliğinin kontrol edilmesi, büyük önem taşımaktadır (İMA Kentsel Ulaşım Ana Planı, 2009). Toplanma alanı olarak belirlenecek alanların özellikle sağlık tesislerine ve ana ulaşım güzergahlarına yakın konumda yer seçmeleri sağlanmalıdır (Özdemir, 2004; Kara, 2007; Maral vd., 2015).

Ulaşımla birlikte altyapının da afet kapsamında değerlendirilmesi gereklidir. Zira bir afet durumunda  kentsel sistemler içerisinde en çok hasar alan sistemlerden biri de altyapıdır. Köprü ve viyadüklerin zarar görmesi, doğalgaz şebekesinin yangınlara sebep olması, su şebekesinde sızıntı ve patlakların meydana gelmesi, elektrik şebekesine ait trafoların ağır hasarlar görmesi gibi sorunlar farklı coğrafyalarda gözlemlenen hasarlara örnek verilebilir. Bu hasarların giderilmesi amacıyla, 15.02.2007 tarihinde 26435 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Alt Yapılar İçin Afet Yönetmeliği kapsamında altyapı tesislerinin doğal afetlere dayanıklı hale getirilmesi için gerekli bakım, onarım, tasarım ve mühendislik hesaplarını gerekli kılınmıştır. 1999 yılında yaşanan Marmara depreminde Tüpraş petrol rafinerisinde çıkan şiddetli yangınların ekonomik olarak olumsuz etkiler bıraktığı ortadadır (Ünen ve Şahin, 2011; Başbakanlık Mevzuatı, 2017).

Afet riski ve toplanma alanlarının yer seçimi analizlerinde temel olacak alanların jeolojik, topografik, jeomorfolojik yapısı, iklimsel özellikleri de göz önüne alınmak durumundadır. Toplanma alanı olarak belirlenen alanların topoğrafik özellikleri arasında eğim değerleri, alanların denizden yüksekliği (rakım) ve gözlenen değişimler (gerilme çatlakları, eski heyelan kütlesi, ondülasyonlu topoğrafya, heyelan gölleri, deformasyon ve tiltlenmeler) önemlidir. Başbakanlık’a bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından hazırlanan Jeolojik Etüt Raporu kapsamında belirlenen toplanma alanları olarak belirlenen alanlarda eğim aralıkları düz ve düze yakın alanlar için %0 – 5, düşük eğimli alanlar için %5 – 15, orta eğimli alanlar için %15 – 30, yüksek eğimli alanlar için %30 – 40 ve çok yüksek eğimli alanlar için %45 ve üstü olarak sınıflandırılmıştır. Toplanma alanlarına ilişkin seçilecek uygun yerlerin topografik bakımdan fazla engebeli ve eğimli olmaması beklenmektedir ve bu hususa drenaj açısından da dikkat edilmesi gereklidir (Özdemir, 2004; Çavuş, 2013; Afet ve Acil Durum Müdahale Planı, 2017).  Yağışlı mevsimlerde su birikmesinin görüldüğü alanlardan en az 3 metre yüksekte olması gereken toplanma alanları, çevre yamaçlardan veya yükseltilerden suların drene olacağı vadi tabanları, dere yatakları gibi bölgelerde düşünülmemelidir. Her türlü yağmur suyu ve atık suyun kolayca akıp gidebilmesi için bu alanların eğim değerinin %2 – 4 arasında olması gerekir (Özdemir, 2004; Kara, 2007; Maral vd., 2015).

Hem afet yönetiminde toplanma alanlarının yer seçiminde önemli kriterlerden biri, hem de kentlerin planlanması sürecindeki değişkenlerden biri olan toprak kalibiyeti, Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin 14. maddesinde “planların hazırlanması sürecinde planlanacak alanın ve yakın çevresinin jeolojik durumu, taşkın alanları, yer altı kaynakları, toprak yapısı gibi” özellikler olarak tanımlanmaktadır. Toplanma alanı niteliği taşıyan bölgelerde, alan yüzeyindeki toprağın her türlü kazı çalışmasına uygun olması gerekmektedir. Bu gereklilik, gerekli durumlarda geçici barınma birimlerinin daha kolay ve hızlı biçimde kurulabilmesine olanak sağlamasından doğmaktadır. Ayrıca, yağışlı günlerde yüzeyde biriken yağmur sularının alandan bir an önce uzaklaştırılması bakımından da önemlidir. Geçirgen bir nitelik taşıyan toprak özelliği; tipi, kalınlığı ve olası diğer afetlerden etkilenme olasılığı (toprak erozyonu, vb.) göz önünde bulundurulduğunda, toplanma alanı seçilecek alanlarda dikkat edilmesi gereken bir kriterdir.

Yer seçimi yapılacak alanların litolojik özellikleri ise bir diğer kriter olarak karşımıza çıkmaktadır (Özdemir, 2004; Deprem ve Bursa Raporu, 2008; Erinç vd., 1970; Afet ve Acil Durum Müdahale Planı, 2017). Alanların zemin özelliklerini ve olası afetler karşısında hasar derecesini tayin eden litolojik özellikler incelendiğinde, afet durumunda meydana gelen en büyük tahribatların deprem merkezine yakın sahalarda ve litolojik bakımdan zayıf zeminler üzerinde yer alan yerleşim alanlarında gerçekleştiği bilinmektedir. Bu zayıf zeminler, depremin gerçekleştiği merkeze uzak olsalar bile, pek çok hasara neden olabilmektedir. Sıvılaşma riski taşıyan, alüvyal zemin niteliği gösteren, farklı kalınlıktaki çamur bantları ve kumlar zemin özelliği bakımından olası yer sarsıntılarının etkisini büyüten faktörlerdir. Başka bir deyişle, depremin vibrasyon etkisi ile zemindeki sıvılaşma ters orantılıdır ve depremin şiddetini arttırıcı bir rol oynamaktadır. Bu durumun önüne geçebilmek adına, alüvyon ve kum oranı yüksek zeminlerin toplanma alanları belirlenirken

tercih edilmemesi hayati önem taşımaktadır (Özdemir, 2004; Deprem ve Bursa Raporu, 2008; Erinç vd., 1970; Afet ve Acil Durum Mühadale Planı, 2017).

İklim özellikleri ve meteorolojik koşullar bakımından toplanma alanı olarak belirlenecek alanların hava akımının iyi ve yeterli olduğu, ani iklim farklılaşmalarının görülmediği ve hakim rüzgar yönünün ve hızının dikkate alındığı bölgelerde yer almasına dikkat edilmelidir. Seçilecek alanlarda sıcaklık, yağış, rüzgar hızı gibi iklime ilişkin parametrelerin ortalama, minimum ve maksimum değerlerinin değil; yıllık periyot içerisinde belirli dönemlerde meydana gelen ani farklşılaşmalar araştırılmalı ve yer seçimi yapılacak alanlarda buna göre planlama yapılmalıdır. Sıcak ve nemli iklim özelliklerinin görüldüğü bölgelerde doğrudan güneş ışığını almayan, çok iyi havalandırılabilen, bitki örtüsünün hem oksijen temininde hem de gölge oluşturma bakımından yardımcı olduğu uygulamalar yapılabilirken; soğuk iklim özelliklerinin görüldüğü bölgelerde ise iyi yalıtılmış, afetzedelerin soğuk hava şartlarından en az düzeyde etkilenmesini sağlayan ve hakim rüzgar yönünü dikkate alan uygulamalar geliştirilebilir. Ayrıca, bitki örtüsünün varlığı da iklim özelliklerini önemli ölçüde etkilemektedir. Toplanma alanı olarak belirlenecek bölgelerde bitki örtüsünün gür olması, o alanındaki nem oranını arttırır, nem oranı yüksek bölgelerde yağış miktarı da fazla olmaktadır. Güneşlenme süresine bağlı olarak, orman niteliği taşıyan alanlarda yazın sıcaklıklar her ne kadar düşük olsa da, kış döneminde sıcaklık çıplak alanlara göre daha yüksek olmaktadır. Örneğin, 20-30 metre yükseklikte yer alan sık bir orman  güneşten gelen radyasyonunun ancak % 2-7 kadarını zemine bırakırken; sık iğne yapraklı bir orman ise % 1 kadarını zemine kadar bırakmaktadır. Bitki örtüsü niteliğine göre değerlendirme yapılırken, seçilecek toplanma alanlarında yaz aylarında gölge yapan, kış aylarında yağış ve rüzgarın etkisi azaltan, aynı zamanda toprak erozyonunu önleyebilecek formasyon türlerinin bulunduğu bölgeler göz önünde bulundurulmalıdır. Çimen alanlar, tozlu ve topraklı bölgeler, zararlı canlıların (akrep, yılan, vb.) barınamayacağı kadar otlarla kaplı alanlar tercih edilmelidir (Özdemir, 2004; Deprem ve Bursa Raporu, 2008; Çavuş, 2013; Afet ve Acil Durum Müdahale Planı, 2017).

Afet sonrası oluşan hasarların ve kayıpların boyutunu arttıran bir diğer faktör, çevresel risk durumudur. Kentsel yerleşmeler içerisinde planlama kararları ve afet yönetimine ilişkin mekânsal stratejiler geliştirilirken, çevresel yapısal özellikler mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu durumun yaratabileceği hasarları minimum düzeye indirgeyebilmek için yapılabilecek müdahaleler için, toplanma alanlarının yakın çevresindeki yapıların yüksekliklerinin en az 2 katı olacak bir mesafede yer seçmelerinin sağlanması, yine olası salgın hastalıklara yol açmaması için çöp depo alanlarından uzakta olması, pek çok etmenden (gürültü, hava kirliliği, toz, çeşitli atıklar ile yangın, kimyasal, radyoaktif, nükleer kazalar vb ikincil afet olayları) etkilenilmemesi adına sanayi tesislerinden uzak olması, halkı ve hayvanları etkileyecek endemik (bölgesel) hastalıkların görüldüğü bölgelere yakın olmaması, sel ve toprak kayması olasılığının olmadığı bir bölgede bulunması ve aktif yanardağın yer aldığı bölgelere yakın olmaması gibi kriterler dikkate alınmaktadır. Ayrıca, kıyılarda yer alan afet bölgelerinde belirlenecek toplanma alanlarının afet sonrasında meydana gelebilecek deniz kabarması (tsunami) olayına maruz kalınabilecek bölge içerisinde kalmaması sağlanmak durumundadır. Aynı şekilde, bu alanların yer hareketleri nedeniyle denizin içine çekilebileceğinin öngörülmesi ve toplanma alanlarının olabildiği ölçüde kıyı ile temas etmeyen alanlardan seçilmesi önemlidir.

  1. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Sosyal altyapı alanlarının toplanma alanı olarak kullanılabilirliğinin belirlenmesinde ortaya konulan kriterlerin yukarıda ortaya konulan açılımlar doğrultusunda genel olarak 8 grupta sınıflandırılabilmesi mümkündür.

Bu kriterler,

(a) demografik nitelikler ve alansal büyüklük,

(b) ulaşım ve erişilebilirlik durumu,

(c) altyapıya ilişkin nitelikler,

(d) topoğrafik ve jeolojik nitelikler,

(e) toprak kabiliyeti,

(f) litolojik nitelikler,

(g) meteorolojik ve klimatik nitelikler ve

(h) çevresel risk durumudur.

Mevcut durumda özellikle yoğun yapılaşma özelliği gösteren kentlerde yapılaşmış alanlar içerisinde yer alan sosyal donatı alanları afet sonrasında kullanılabilirlikleri açısından değerlendirildiğinde, toplanma alanı olma potansiyeli taşıyan kentsel açıklıkların niteliksel ve niceliksel olarak yetersiz kaldığı görülmektedir. Bu nedenle açıklıkları (parsel içerisinde boşluk olan veya bahçeli) bulunan kamu kurum ve kuruluşlarına ait alanların da afet müdahale planlarında toplanma alanı olarak belirlenmesi yoluna gidildiği görülmektedir.

Afet sırasında ve sonrasında ihtiyaç duyulacak bu tür alanlar için dünya genelinde belirlenmiş ve kullanılmakta olan çeşitli standartlar bulunmaktadır. Ancak, bu standartların ülkemizin mekânsal ve toplumsal koşulları içerisinde kullanımının değerlendirilmesi, kendi yerleşme pratiklerimize bağlı olarak yeniden şekillendirilmesi ve ulusal ve uluslararası ölçekte kullanılabilecek yeni önerilerin geliştirilmesine gereksinim bulunmaktadır. Öte yandan, kentlerde imar planı kararları ile gerçekleşen uygulamaların İl Afet Müdahale Planları kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte olması ve imar planı kararları ile afet yönetim sisteminin birbiri ile ilkesel temelde ortaklık kurması gereklidir. Kentlerin günümüzdeki sağlıksız ve yoğun yapılaşma düzenleri ve imar uygulamaları kapsamında kurumlar arası iletişim sorunları göz önüne alındığında, kentsel yapılanmayı afet odaklı stratejilere temellendiren ve tüm kullanım kararlarını afet müdahale planları ile senkronize etmeyi sağlayacak yeni bir yöntemin geliştirilmesinin önemi açıktır.

Ayrıca, imar planlarının afet odaklı yapılandırılmasında, bir arazi kullanım türü olarak söz konusu alanlara yönelik kararlarının nasıl üretilmesi ve bunu sağlayacak mevzuatın yeniden nasıl yapılandırılması gerektiğine ilişkin önerileri içeren, yerel özgü nitelikleri göz önünde bulunduran ve afet risklerinin azaltılması kapsamında mekansal, yasal ve planlama ölçeğinde politikalar üreten özgün projelerin ve uygulama önerilerinin desteklenmesi oldukça önemlidir. Bu projelerin veya uygulama önerilerinin, kentsel dönüşüm uygulamalarının afet risklerinin azaltılmasında sosyal altyapı alanlarının potansiyelini değerlendiren bütüncül bir içerikle yeniden tanımlanması yönünde bir perspektif kazandıracağı oldukça açıktır.

 

KAYNAKLAR

Afet ve Acil Durum Mühadale Planı (2017).

Beylikdüzü Belediyesi, İstanbul. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı (2009).

Afetlere Hazırlık ve Kentsel Risk Yönetimi Komisyonu Raporu.

Kentleşme Şurası 2009, Ankara. Başbakanlık Mevzuatı (2017).

Alt Yapılar İçin Afet Yönetmeliği. Başbakanlık Mevzuat Bilgi Sistemi, Ankara, Erişim Tarihi: Mayıs 2017.

Buldurur, M.A., Kurucu, H. (2015).

İstanbul’da Afet Yönetimi ve Acil Ulaşım Yollarının Değerlendirmesi. Planlama Dergisi, 25:1, 21 – 31. Çavuş, G. (2013).

Deprem Bölgelerindeki Açık-Yeşil Alan Sistemi İlke ve  Standartlarının Bolu İli Örneğinde İrdelenmesi. Doktora Tezi, Peyzaj Mimarlığı Anabilim Dalı, Ankara Üniversitesi, Ankara.  Deprem ve Bursa Raporu (2008).

TMMOB Şehir Plancıları Odası Bursa Şubesi, Bursa. Erinç, S., Bilgin, T., Bener, M., Sungur, K.A., Erer, S., Göçmen, K., (1970).

28 Mart 1970 Gediz Depremi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, No. 1520, İstanbul. Kara, H. (2007).

Türkiye’deki Şehir Yerleşmelerinde Afet Sonrasına Yönelik Afet Merkezleri Planlaması. TMMOB Afet Sempozyumu, 279-288. Maral, H., Akgün, Y., Çınar, A.K., Karaveli, A.S. (2015).

İzmir’deki Afet Sonrası Toplanma ve Acil Barınma Alanları Üzerine Bir Değerlendirme. 3. Türkiye Deprem Mühendisliği ve Sismoloji Konferansı, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir. Özdemir, H. (2004). Afetlere Hazırlık Çalışmalarında Geçici İskan Alanlarının Belirlenmesi. Doğu Coğrafya Dergisi, 9:12, 237 – 256. Pektezel, H. (2015). Süleymanpaşa’nın (Tekirdağ) CBS Tabanlı Jeoekolojik Planlama Analizi. International Journal of Social Science, 35, 163 – 185. Ulusal Deprem Araştırma Programı (UDAP) Projesi 1. Gelişme Raporu (2017). Afet ve Acil Durumlar Sonrası Halkın Toplanma Alanlarına İlişkin Kriterlerin Belirlenmesi ve Değerlendirme Yönteminin Oluşturulması, İzmir Kenti Örneği. Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir. Ünen, H.C., Şahin, M. (2011). Altyapı Şebekeleri Arasındaki Bağımlılıkların Deprem Sonrası Hasar ve Performans Tahmininde Kullanılmak Üzere Tanımlanması. TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası 13. Türkiye Harita Bilimsel ve Teknik Kurultayı, Ankara.

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

İlginizi Çekebilir

ATAŞEHİR 2.GIDA ŞENLİĞİ VE ANLAMI

TÜKODER – ATAŞEHİR KENT KONSEYİ VE TMMOB GIDA MÜHENDİSLERİ ODASI ‘NIN ORGANİZE ETTİĞİ ...